Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Ay Dönümü partisi, krallığın batısında , yaşlı ağaçların etrafı kapladığı ormanda toplandılar. Sisli hava, görevin ciddiyetini resmen yansıtır gibiydi. Marten, loncanın verdiği haritayı inceledikten sonra ekibe döndü:
"Loncanın bize ilettiği son bilgiye göre, köle ticaretindeki şüpheliler en son bu bölgede görüldü. İleride Delwel adında küçük bir köy var. Köye vardığımızda dikkat çekmemek için ayrılalım. Sofia ve ben yerel halktan ve pazarcılardan bilgi toplamaya çalışacağız. Rosvil, sen de Noel ile köyün hanına git. Kimliğinizi gizli tutun ve çok göze batmamaya çalışın."
Marten’in planı netti. Kael, maskesinin altından başıyla onayladı ve Noel ile birlikte orman yolunda ilerlemeye başladılar.
Köyün merkezine vardıklarında Marten ve Sofia ayrıldı. Delwel, kendi halinde, yoksul ama huzurlu görünen bir yerdi. Etrafta kerpiç ve ahşaptan yapılma, çatısı samanla kaplı evler sıralanmıştı. Sokaklar, sabahın erken saati olmasına rağmen hareketliydi; tarlasına giden köylüler, omuzlarında odun taşıyan adamlar ve çamurlu yolda koşturan çocuklar vardı. Ancak Kael, bu kırsal dinginliğin altında rahatsız edici bir gerginlik hissediyordu. İnsanlar onlara bakarken gözlerini kaçırıyor, yabancılara karşı temkinli davranıyorlardı.
Marten’in talimatı üzerine Noel ve Kael, köyün tek hanına doğru yöneldiler. Yol boyunca ikilinin ağzından tek kelime çıkmadı. Kael’in sessizliği , Noel’in şüphelerini daha da derinleştiriyordu.
“Hâlâ kim olduğunu,ve amacını bilmiyorum,” diye söylendi Noel içinden.
“İvor onaylamış olabilir ama bu dünyada kimseye hemen güvenilmez, özellikle de bir suikastçı isen.”
Noel, sessizce Kael'in adımlarını ve hareketlerini süzüyordu
Hanın kapısına vardıklarında Kael, ahşap kapıyı yavaşça itti. İçeri adımını atar atmaz, handaki o uğultulu kalabalık, sanki bir büyüyle kesilmiş gibi anında yerini ölüm sessizliğine bıraktı. Kadehler havada kaldı, fısıldaşmalar durdu. Handakilerin tüm bakışları, kapı eşiğinde duran maskeli figüre ve yanındaki Noel'e kilitlenmişti.
içeri girdiklerinde, etrafta fısıltılar yükselmeye başladı:
“Şu yüzü maskeli olan da kim? Daha önce hiç görmedim.”
“Yanındaki kıza bak suikastçı herhalde, belindeki hançerleri görmüyor musun?”
“Delwel'e uğrayan maceracılar pek hayırlı işler için gelmez. Kim bilir neyin peşindeler?”
“Umarım sorun çıkarmazlar, köyün huzuru zaten pamuk ipliğine bağlı”
Kael ve Noel, fısıltılara kulak asmamaya çalışarak hancının tezgahının önüne doğru yürüdüler. Onları, iri yarı, kolları unlu ve yüzünde yılların yorgunluğunu taşıyan hancı kadın, Melkey karşıladı.
Melkey, tezgaha yaslanıp şüpheci gözlerle ikiliyi süzdü.
Noel, hancının karşısındaki tabureye otururken Melkey'e döndü:
“Bize iki adet 'Mader Otu çayı lütfen.”
Kael: ” Mader otu çayı mı ? ilk defa duyuyorum”
Noel: ”Şifalı bir çaydır tadı biraz acı da olsa bedene iyi gelir”
Melkey, çayları masaya koyduktan sonra noele dönüp konuştu:
“İsmim Melkey, genç hanım. Sizleri ilk defa görüyorum. Köye ilk gelişiniz mi?”
Kael, içeceğinden bir yudum aldığında boğazının karıncalandığını hissetti , sesini olabildiğince doğal tutmaya çalışarak cevap verdi:
“Ah, evet. Başka bir krallıktan, batı topraklarından geliyoruz. Uzun yoldan geldik, biraz soluklanalım dedik.”
Melkey, Noel’in belindeki hançerleri ve Kael’in kılıcını fark etmişti.
“Belindeki hançerlere ve yanındaki genç adamın kılıcına bakılırsa maceracı olmalısınız öyle değil mi?.”
Noel sırıtarak: “Evet, bu çocuk beni koruması olarak tuttu kendisine. Gideceği yere kadar eşlik ediyorum.”
Noel, yalanı olabildiğince inandırıcı kılmaya çalışıyordu.
“Umarım köle ticareti ile ilgili bir şeyler öğrenebiliriz,” diye düşündü. Melkey’e çaktırmadan yaklaşarak sesini alçalttı:
“Aslında Melkey, yolda gelirken bazı garip dedikodular duyduk. Bu bölgede yasadışı bir ticaret, hani şu 'insan pazarlığı' işleri dönüyormuş diye... Doğru olabilir mi?”
Melkey’in yüzü anında ciddileşti,. Noel’in kolunu tutarak, sert ve uyarıcı bir sesle fısıldadı:
“Köle ticareti mi dedin? Başka krallıklardan geldiğinizden bilmiyor olmalısınız genç hanım! Doğu krallığında yaşayan herkes bilir ki, bu krallıkta hiç kimse köle ticareti yapamaz, cezası idamdır! Bu kelimeyi bir daha ağzına alma, yoksa başın büyük belaya girer.”
Melkey'in tepkisi Noel'i şaşırtmıştı. Kuralların bu kadar katı olduğunu biliyordu ama bu tepki, sadece kuraldan ibaret değildi; ayrıca bir korku da barındırıyordu.
Noel. Melkey'e gülümseyerek: “T-tabii, haklısın. Doğu Krallığı’nın bu konuda katı kuralları var. Bizim geldiğimiz topraklarda bu işler daha 'serbest' yürür ama burada kurallar farklı, bunu anladım.”
Melkey, Noel’in cevabıyla biraz rahatlamış gibiydi ama yine de şüpheci bakışlarını koruyordu.
“Eğer geceyi burada geçirmek istiyorsanız, hanın boş odalarından birini size ayarlayabilirim.”
“Teşekkür ederiz,” dedi Noel. “Uzun kalmayacağız, şafak sökmeden yola koyuluruz.”
“Peki, kendinize dikkat edin, Yolunuz düşerse yine beklerim.”
handan ayrıldıklarında, Noel hayal kırıklığıyla iç çekti:
“Handan pek bir bilgi alamadık. Kimsenin köle ticareti ile ilgili bir haberi yok gibi. Hatta Melkey'in tepkisi... konu hakkında bilgisi olmamasını belli ediyordu.”
Kael, maskesinin arkasından sakin ve düşünceli bir sesle konuştu:
“Bayan Melkey’de bir gariplik vardı. Daha doğrusu, hanın kendisi garipti. İçeri girdiğim andan beri içimi kaplayan tarif edilemez bir huzursuzluk ve baskı hissi vardı. Sanki bir şeyler gizliyorlar gibiydi.”
Noel, Kael’in bu hissine şüpheyle baktı:
“İçecek mi dokundu sana yoksa? Bence hiçbir şeyden haberi olmayan, sadece kurallardan korkan normal insanlardılar.”
Handan çıktıktan sonra köy meydanında Marten ve Sofia ile buluştular.
Marten, "Herhangi bir bilgi bulabildiniz mi, Noel?" diye sordu.
“Maalesef bulamadık Marten. Handaki kimsenin köle ticareti ile ilgili bir bilgisi yok gibi .”
Marten: “Anladım şimdi . Beni iyi dinleyin; sofia ile bir kaç pazarcıdan bir duyum aldık. Dediklerine göre, gece yarısı tezgahlarını toplarken ormanın derinliklerine doğru giden, yüzlerinde maske olan bir kaç adam görmüşler. Yanlarındaki at arabasının üstünü büyük bir örtü ile kapatmışlar; pazarcı ne taşıdıklarını göremediğini söyledi ama maskeli adamların hareketleri ona şüpheli gelmiş. Gece olana kadar biraz bekleyelim. Bir hareketlilik görürseniz, sakın kendinizi fark ettirmeyin. Sadece izleyin ve bildirin.”
Gece çöktüğünde Delwel Köyü sessizliğe bürünmüştü. Marten, ekip üyelerini pazarcının şüpheli adamları gördüğünü söylediği, orman yoluna yakın yerlere yerleştirdi. Ekip, efsun büyüsü ile uzaktan iletişim halindeydi.
“Durum raporu. Herkes yerinde mi?” dedi Marten
Sofia’nın sesi titrek geldi: “Y-yerimi aldım, Marten.”
Noel, bir ağacın dalından etrafı izliyordu: “Anlaşıldı, Marten. Bölgede herhangi bir hareketlilik yok.”
Kael, maskesinin altından orman yolunu süzüyordu: “Bölgedeyim, herhangi bir hareketlilik yok.”
Marten:: “Anlaşıldı. Beklemeye devam edelim. Herhangi bir hareketlilik fark ederseniz, hemen bildirin.”
Aradan geçen bir saatin ardından, orman yolundan bir at arabası yanaştı, arkasında taşıdığı şeyi gizleyen büyük bir örtü vardı. At arabasını süren iki adamın yüzleri pazarcının dediği gibi siyah maskeler ile örtülüydü
Noel’in sesi efsun büyüsü üzerinden yankılandı: “Marten, bölgeye bir at arabası yanaştı! Bize anlattığın gibi yüzü maskeli adamlar... at arabasını sürüyorlar.”
“Anlaşıldı, Noel! İşaret verene kadar yerlerinizden çıkmayın.”
At arabası durduğunda maskeli adamlar atlardan indiler birini bekliyor gibiydiler. Bir kaç dakikanın ardından, ormanın karanlığından soylu kıyafetler içinde, bir adam belirdi. birileri onu izliyor mu diye paranoyakça bir şekilde etrafını gözlüyordu.
“İstediğim köleleri getirdiniz mi?”
“İstediğiniz gibi, Bay Doran. Kontrol edebilirsiniz,”
Soylu adam, at arabasındaki örtüyü aralayıp sırıtmaya başladı. Örtünün altındaki kafesi görünce gözleri parladı:
“İyi, çok iyi. İşte anlaştığımız gibi; 100 bin Aureon.”
Noel şaşkın bir ses tonuyla:
“Bu adam da kim? Krallığın bir soylusu, maskeli adamlarla ticaret mi yapıyor?!”
Kael dikkatli bakışlarla olan biteni anlamaya çalışıyordu.
“Krallığın bir soylusu neden köle tacirleri ile iş birliği yapsın?” diye düşündü. Bu iş, düşündüklerinden çok daha derin ve tehlikeliydi.
Alışveriş faslı bittiğinde, maskeli adamlar para kesesini alıp bölgeden ayrılmak üzere iken Marten işaretini verdi:
“Sofia, şimdi!!”
Sofia, asasını yere vurdu ve buz büyüsü ile at arabasının tekerleklerini ve yerdeki toprağı saniyeler içinde dondurdu. Zemin anında kaygan bir buz pistine dönüşmüştü; maskeli adamlar dengelerini kaybedip kaymaya başladılar, ayakta durmakta güçlük çekiyorlardı.
Noel, karanlığın içinden bir gölge gibi süzülerek göz açıp kapayıncaya kadar maskeli adamların ensesinde belirdi. İki maskeli adamı da göz açıp kapayıncaya kadar etkisiz hale getirip yere indirdi. Yakalandıklarını anlayan maskeli adamlar, bedenlerine kazılı efsunu etkinleştirdiler .
Bir dizi intihar büyüsü devreye girdi ve bedenleri bir anda yanmaya başladı. Noel, alevlerden zıplayarak geriye doğru kaçtı.
“Kendi canlarına mı kıydılar?, yakalanmak yerine cidden ölümü seçtiler,” diye düşündü Noel.
Soylu adam, korkudan nereye kaçacağını şaşırmış bir şekilde koşarken, ormanın karanlığından fırlayan Marten’in devasa bedenine çarpıp yere yığıldı. Başını yukarı kaldırdığında, kaşları çatık, öfkeli Marten’i gördüğünde Diz çöküp yalvarmaya başladı:
“C-canımı bağışlayın, lütfen! Kötü bir niyetim yoktu, sadece... sadece bir alışverişti!”
O sırada Kael, at arabasına doğru yürüdü. Örtüyü kaldırdığında gördükleri karşısında şok olmuştu. Kafesin içinde, elleri bağlı, korkudan titreyen bir kaç elf ve kurt tipi hayvanımsı çocuk duruyordu. Kael’i ve maskesini gördüklerinde irkilip, kafesin en arka köşesine doğru sindiler.
Kael, sesini olabildiğince yumuşatmaya çalışarak kafese yanaştı:
“Korkmayın. Size zarar vermek isteyen adamları yakaladık. Artık güvendesiniz,”
Kael, belinden kılıcını çıkarıp, kafesin paslı kilidini tek bir hamlede parçaladı.
Çocuklardan bazıları, yaralıydı Sofia, Kael’in yanına gelip, çocukların korkmuş gözlerini gördüğünde üzüldü:
“B-ben yaralarını geçici olarak dondurabilirim. Ağrılarını dindirir.”
Sofia, asasıyla çocukların bedenlerindeki yaralı kısımları ince bir buz tabakası ile kapladı; buzun serinliği çocukları biraz rahatlatmıştı.
Marten, yakaladığı soylu adamı bağladıktan sonra ekibe döndü:
“Noel, maskeli adamları yakalayabildin mi?”
“Maalesef yakalandıklarını anladıkları an kendi canlarına kıydılar, Marten. Bu yer altı köle taciri örgütü düşündüğümüzden çok daha tehlikeli olabilir. Loncaya rapor versek iyi olacak.”
Soylu Doran, "Krallık" kelimesini duyunca daha da çok yalvarmaya başladı:
“B-beni krallığa teslim etmeyin, lütfen! Kimliğim açığa çıkarsa idam edilirim, yalvarırım!”
Noel, soylu adamı lüks kıyafetlerinden tutup ayağa kaldırarak hançerini boğazına dayadı:
“Bana bak pislik herif! İstersen seni krallığa teslim etmeden, idamını hemen şuracıkta gerçekleştirebilirim! O çocukların canını hiçe saydın, şimdi kendi canın için mi yalvarıyorsun?”
Marten: “Noel, sakin ol! Bilgi için bu adam bize lazım; örgütün yerini biliyor olabilir.”
Marten’in uyarısı üzerine Noel, hançerini Doran’ın boğazından çekti Yaralı çocukları yanlarına alıp, sabahın ilk ışıklarıyla loncaya doğru yola çıktılar.
Kael ve Ay Dönümü partisi, loncaya yaşananları ve yakaladıkları soylu adamı anlattığında, İvor’un yüzünde derin bir öfke ve hayal kırıklığı belirdi. Masasına koca elini o kadar sert vurdu ki, masanın ortasında bir göçük oluştu:
“Lanet herif!! Krallığın kanunlarını hiçe sayıp, soylu unvanını kullanmaya nasıl cüret edebilir!”
Marten: “Bay İvor, bu soylu adamı, tanıyor musunuz?”
Ivor’un yüzü tiksintiyle kasıldı:
“Ah, evet, o pisliği tanıyorum. bütün yer altı işleri yapan sapkın herifin teki! örgüt ile bağlantısı olmasına şaşırmadım, aşağılık adam... Üstelik yakalandığından beri konuşmayı da reddediyor.”
Marten: “Doran konuşmazsa, yer altı örgütünün yerini bulmamız çok zor olacaktır. Adamları da kendini feda etti.”
İvor, masadaki göçüğe bakarak derin bir nefes aldı:
“Merak etme, o pisliğin konuşmasını sağlayacağız. Krallığın büyücülerinden Bayan Hestia’yı çağırdık. Kendisi 'Yıldız Büyücüsüdür. Onun büyüsü ile,Doran’ın zorla bilinçaltına girip örgütün saklandığı yeri ve bütün bağlantılarını öğrenebilirz”


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı