İkili gecenin sessizliğinde at arabasında giderken, Zephyros uzaklara dalan Kael’e bakar.
"Sen iyi misin evlat? Annenden ayrıldığımızdan beri ağzını bıçak açmıyor. Genelde soru yağmuruna tutardın beni.”
Kael derin bir iç çekti ”.ben sadece düşünüyordum,". Ayrılmadan önce annesi ona mühürlü bir mektup vermişti. "Oğlum bu babandan sana yazılmış bir mektup, üzerinde sadece senin okumanı isteyen bir not var, o yüzden hiç açmadım," demişti annesi. Öğrendiği gerçekler aklını kurcalıyordu.
Zephyros anlayışla başını salladı
. "Seni anlıyorum evlat. İnsanın yıllardır doğru bildiği şeylerin bir günde tersine dönmesi kolay değil tabii."
Ama bazen gerçekler, onları taşımaya hazır olduğumuzda karşımıza çıkar."
Ortamı yumuşatmak isteyen Zephyros, Kael'in parmağındaki parıltıya işaret etti. "Şu elindeki ay işlemeli yüzük... Bana hikayesini anlatmak ister misin? Nereden buldun bunu?"
Kael, Ashael’i hatırlayınca yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Ormandaki o ilk karşılaşmalarını, paylaştıkları sırları ve kabilenin içinde yaşadığı o gerilimli anları bir bir anlattı. Zephyros duydukları karşısında şaşırmıştı
"Kara Elf ha? Bayağı nadir bir ırka denk gelmişsin. Normal elflere kıyasla göçebe yaşayan bir ırk olduklarını biliyorum. Hafızanı kaybetmediğin için
şanslısın, sana o büyüyü yapsaydılar kendi adını bile unuturdun
Kael ürkekçe güldü. "Evet... Ashael benim için babasını karşısına almıştı. Kael yüzüğe bakarak devam etti: "Ben onu tekrar görmeyi çok isterdim. Benim gerçekten tek arkadaşımdı Sence... sence daha güçlü olsaydım beni kabul ederler miydi?"
Zephyros ciddileşti. "Sorun senin gücün değil Kael. kara elfler kendilerini dış dünyaya kapalı tutmayı tercih eden bir ırk sebebini tam bilmiyorum kitaplarda veya kaynaklarda o türle ilgili de çok bir bilgi yok Ben bile ömrümde bir tanesini görmedim, sense koca kabilenin kalbine girmişsin. Kıskanmadım değil."
Kael:"Dayı, elfler büyüyü bizlerden farklı hissediyorlar galiba. Bir keresinde Ashael bana doğanın sesini duymaktan bahsetmişti. Elini toprağa koyduğunda onunla konuştuğunu, hatta topraktan bedenine mana aktığını söylemişti. Ben denediğimde ise çok az bir mana dalgalanması hissettim o kadar."
Zephyros başını sallayarak "Evet, insanlar elfler kadar manayla kutsanmış değiller. Onları doğa ana sanki bizzat yaratmış gibi... Kael, akademide elf öğrenciler göreceksin. Aralarında soylu olanlar da var. Doğu Krallığı Akademisi ırk ayrımı etmeksizin herkese eğitim veren bir yer. Senden istediğim onlara hiç yanaşmaman. Özellikle soylu elflerden uzak dur. İnsanların sana temas etmesine izin verme. Güçlerini yüzükle mühürlemiş de olsak, yüksek halkalı kişiler içindeki karanlık büyüyü hissedebilir. Akademiden mezun olana kadar ateş büyüsünde ustalaşmanı istiyorum. Babanın kılıcını da kınından sakın çıkarma. Usta Grim’in sana verdiği Anka Ateşi kılıcını kullan. O kılıç ateş büyüsü için biçilmiş kaftan."
Tam o sırada Zephyros sırıttı. "Bu arada, akademide bir öğretim üyesi olduğumu söylemiş miydim? Yani benden öyle kolay kurtulamazsın. En ufak hatanda tepene binerim!"
Kael gözlerini devirdi. "Harika, bir bu eksikti..." diye mırıldandı ama içten içe bu durum onu rahatlatmıştı."Dayı, annemin ailesini görmek istesem sorun olur mu sence?"
"Zephyros, Kael’in merakını anlayışla karşıladı . "Tabii, akademiye gitmeden Krowell Malikanesi’ne uğrarız.Babamın, yani o meşhur baş büyücü dedenin, yıllar sonra torununu gördüğünde vereceği tepkiyi ben de merak ediyorum."
Kael annesinin ailesini göreceği için çok heyecanlanmıştı. Annesinin anlattığı baş büyücü dedesi acaba ne kadar güçlüydü?
Sabaha doğru şehir merkezine yaklaştıklarında güçlü bir yaygara koptu. İnsanlar çığlık atarak sağa sola kaçışıyor, etraf ise tozdan zar zor görülüyordu. Zephyros ve Kael kargaşanın nereden geldiğini anlamak için at arabasından indikleri sırada karşılarında gördükleri şey 4 halkalı bir yaratık olan Echidmer idi. Kendisi kimeraların anası olarak bilinen bir türdü. Genelde yaratıklar kolay kolay krallığın duvarlarını aşıp şehir merkezine giremezlerdi ama bunda bir gariplik vardı.
Kael yaratığın boynunda bir efsun gördü. Bu daha önce köyüne saldıran kurtların boynundaki efsunla aynıydı. Birileri krallığa yaratığı sokmuş, onu kontrol ediyordu.
"Kael dikkatli ol! Ben insanları uzaklaştıracağım, sen bariyerde kal!" diye bağırdı Zephyros.
Ancak Kael, yaratığın tam önünde yere yığılmış, korkudan ağlayan küçük bir çocuğu gördüğünde bedeni iradesi dışında harekete geçti. Anka Ateşi kılıcına asıldı. O an Kael, yerden bir meteor gibi yükseldi. Bedeni yoğun bir ateş aurasıyla sarmalandı; sanki bir anka kuşu kanatlarını açmış, gökyüzünden süzülerek hedefine iniyordu.
Kılıcı ateşle efsunlanmış bir halde yukarıdan aşağıya doğru bir ark çizdi. Yaratığın başından gövdesine kadar uzanan devasa bir yarık açıldı. Echidmer acı bile çekemeden ikiye bölünüp yere yığılmıştı.
Kael, dumanı tüten kılıcıyla toz bulutunun içinden geçip ağlayan çocuğun önünde diz çöktü. Kılıcını kınına sokarken sesi sakindi:
"Korkmana gerek yok, yaratık sana artık zarar veremez." Çocuğun titreyen omuzlarına elini koyup ona güven verdi. "Ailen burada mı?"
Çocuk yaşlı gözlerle ona bakarken, annesi feryat ederek yanlarına koştu. "Kızım!" Kadın kızına sarılırken Kael’e minnet dolu bakışlara bakıyordu
"Teşekkür ederim... Tanrılar senden razı olsun!"
O sırada halk, bu görkemli infazı hayranlıkla izliyordu. Aralarından fısıltılar yükseldi: "Gördün mü? Tek bir darbede devirdi!", "O kim? Bir şövalye mi?"
Zephyros koşarak Kael’in yanına geldiğinde arkasında yarıya bölünmüş, hala alevler içindeki yaratığı gördü. "Kael sen… zephyros kaelin güçsüz bir çocuk olmadığını biliyordu ama kesinlikle 4 halka bi yaratığı 2 ye bölmesini beklemiyordu
“kael Kendini tehlikeye atmamanı söylemiştim. Neyse ki zarar gören çok olmadı."
Muhafızlar ve Baş Muhafız Alaric bölgeye ulaştığında manzara karşısında donup kaldılar. Alaric, Kael’e yaklaştı,
"Genç adam sen iyimis—" alaric bir anlığına duraksadı. Sanki bu çocuğu bir yerden tanıyordu.
yüzünde tuhaf bir aşinalık vardı. ", sen... seni bir yerden tanıyorum."
Kael gülümsedi. "Ah bayım, köye kurtlar saldırdığında beni kurtarmıştınız."
Alaric kahkaha attı. "Hah! Şimdi hatırladım. O zaman da elinde bir baltayla tek başına kurtlarla savaşıyordun. Bayağı çetin ceviz çıktın ha!"
Alaric dıştan gülse de içinden büyük bir şaşkınlık yaşıyordu: Sadece bir yıl önceki haline göre bu çocuktaki güç artışına anlam veremiyorum. Daha kaç yaşında, 4 halkalı bir yaratığı yere sermiş.
Alaric, Kael’in elini sıktı. "Yardımların için teşekkürler genç adam. Sayende can kaybı olmadan durumu kontrol altına alabildik."
Zephyros, Alaric’e seslendi: "Şövalyeler bu aralar meşgul galiba? Yaratık şehrin kalbine kadar girmiş."
"İnanın biz de bilmiyoruz Zephyros efendim. Bariyerler nasıl aşıldı anlamış değiliz."
Kael araya girdi: "Bay Alaric, yaratığın boynundaki efsun sizinle ilk karşılaştığımızdaki kurtların boyundaki ile aynı. Birilerinin bilinçli olarak içeri soktuğunu düşünüyorum."
Alaric yaratığın üzerindeki kırmızı sembollere bakarak ciddileşti
"Bu sembolleri daha önce de görmüştüm. Son zamanlarda krallık dışında yaratıklarda da artış olmaya başladı. Bu işin içinde kimin parmağı var bilmiyorum ama er ya da geç krallık icabına bakacaktır."
Zephyros, Kael’e döndü. "Hadi gidelim, muhafızlar da bölgeyi kontrol altına aldılar zaten."
Kargaşa dindiğinde, Kael ve Zephyros tozlu sokakları arkalarında bırakarak asıl hedeflerine, Krowell Malikanesi’ne doğru tekrar yola koyuldular.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı