Skip to main navigation
novebo logo novebo logo
Keşfet
  • Türler
  • Fantezi
  • Bilim-Kurgu
  • Harem
  • Dövüş Sanatları
  • Macera
  • Aksiyon
  • Tüm Kitaplar
Mağaza
  • Araçlar
  • Yardım Merkezi
  • SohbetYeni
  • Forum Sıcak
  • Blog
  • Radyo Canlı
  • İletişim
0
notify
Bildirimler
  • Aktiviteler
  • hiç bildirim yok

    Hiç bildiriminiz yok

Tümünü gör
Novebo giriş Giriş
Cover Image
rhyme kullanıcısının avatarı

rhyme

2026

KARMA PUAN
karma puan 1371
SEVİYE 2
Novebo Yıldızlar Arası Gezgin Rozeti Yıldızlar Arası Gezgin
  • Favori
  • Tartışmalar
  • Kitap
  • Bölüm
  • Blog

Kütüphanede Kitap Yok

Henüz hiçbir kitap kütüphaneye eklenmemiş

Henüz Hiç Forum Yok

Henüz hiçbir tartışma ateşi burada yanmamış.

DENEY: Yükseliş
★ ★ ★ ★ ★ 3.7

Gökkuşağı diyarındaki arıyı "deli hızla" delip geçen ışık mermisinden sonra esas beni delip geçen, Yuukka'nın "Ne ara uyuyalı 5 dakika olmadı?" sorusuna Ebvabil'in "Uykusuz kal bir şey olmaz." diye sert cevap vermesi oldu. Ne kadar klasik bir yol arkadaşı dinamiği, ne kadar tanıdık (maalesef böyle, her ekipte bir tane bulunur). Dünya kurgusu hoşuma gitti: diyarlar arası geçişler, uzay gemileri, kara para aklanan tamirciler... Ama yazım tarafında "Soğumaına", "ilerleyi", "Yİne" gibi sürçmeler, sıcak çikolatanın tadına toz gibi karışıyor. Hele sıcak çikolata tarifinden sonra Omai'nin onu kafaya dikmesi, karanlık lordlarda da bu içeceğin bir "shot" olarak içildiğini öğrenmemi sağladı. Karakter isimleri de yerinde: Zemheri'nin sıcak çikolatayla imtihanı ayrı bir komedi. Konular biraz dağınık ilerliyor, şeytani güç, gizli perde, varyant tekniği derken okuyucu bazen nerede olduğunu şaçırabiliyor; ama diyarlar arası bu kozmik karmaşada kaybolmak da keyifli sayılır. Umarım bu gökkuşağı diyarının sonu, ismi gibi renkli bağlanır.

  • Düzenle
  • Sil
Anka Koridorları

Opal'in o kocaman, tombul, komik solucan hayali... Bu bölümde izlerini görüp yerine neyin geçtiğini hissetmek insanın içini cız ettiriyor (maalesef böyle, masalların kahkahalık hali kısa sürüyormuş). "İşaret taşta. Kâğıtta değil." diyen Safran bu kez de "Bön bilmürüm" deyip öyle bir yankı bıraktı ki, bilmediği şey tünelin altında koca bir boşluk açtı. Tıkırtı'nın "bazı şeyleri şişeliyorum" savunması diyalogların en tatlısıydı; bir de karanlığın yorgunluğu meselesi var ki, karanlık perisi bile cevap verememiş. Küçük Opal'in iç sesi, bu tünelin ağırlığını hissettirmeye herkesten iyi yetiyor.

Bölüm: 6
  • Düzenle
  • Sil
Kül Sabahı

Safran'ın "Bön tok olursam iyi yürürüm" muhabbeti var ya, bölümün kalbi orada atmış. Bir yandan "Bön de öyle dedüm" diye kendi ağzıyla çelişmesi, bir yandan Tıkırtı'nın "Bilimsel bir yaklaşım değil" deyip sonra "uygulanabilir bir sonuç" diye onaylaması... Karakterlerin birbirine değdikçe yumuşamasını izlemek güzeldi. Tıkırtı'nın "Ben gelişkenim" cevabı ise ayrı bir sanat eseri, "Bu kelime var mı?"/"Artık var" ikilisi tam kıvamında. Hali'nin o yamuk kanatlı kuş resmini uzatışı da içimi cız ettirdi; Opal'in "Kanatlar bazen acele eder" deyişi, o tombik periden çıkan en zarif teselli olabilir (maalesef böyle, güzelliğin yanında komik de oluyor insan). Yazım hatası avına çıktım ama bu sefer leş bulamadım, her şey tertemiz; sadece o "birk" yarım kalmış hissi var ama o da bölümün sonundaki açlık hissiyle uyumlu sayılır. Neyse, Chuen halkının "dönünce" kelimesine tutunuşu, ayakkabıcının "borç kalır, rahatsız eder" bahanesi... İnsanın sevgisini dolambaçlı yoldan söyleyişini böyle anlatmak, bu kitabın en güçlü yanı bence. Gerçi kimse "öpücük, iyi yolculuklar" demiyor da, kasabanın endişesi üstlerine kül gibi çöküyor; haklılar.

Bölüm: 5
  • Düzenle
  • Sil
Şekillendirici

Opal'in o "ben burada kalacağım" deyişi var ya, minicik bir periden çıkan en ağır cümleydi. Çocukken güldüğü solucan hikâyesinin kanlı gerçeğiyle burun buruna gelmek... İnsanın içini öyle güzel cız ettiriyor ki, "hikâyeler kan kokmazdı" satırı bölümün tam kalbine oturmuş. Üstelik Tıkırtı'nın her tıkırtıda diş sıkması, ismiyle yazgısı arasındaki o ince ironi, gözden kaçmazdı (maalesef böyle). Safran'ın dar geçitte taşı kırmak yerine "birinin kaburga arasıymış gibi" dikkatle ilerlemesi de nezaketin dili nasıl şekillendirdiğine güzel bir örnek; büyük adam, küçük incelikleri biliyor. Kalemine sağlık, bu yan yolun hüznü üzerimden uzun süre gitmeyecek.

Bölüm: 7
  • Düzenle
  • Sil
Yüzleşme

"Mimari mimarinin yanında" derken bina kendini bir kez daha inşa etmiş, mimarlıkta yeni bir boyut açmışsın; galiba A.X.I.S. cümleleri de sıkıştırmaya başladı. Maalesef böyle, lazer taretlerine takılacakken kelime dağarcığına takıldım. Ama asıl mesele şu: Adrian'ın "yatanağına dön" deyip aynı anda altı silahlı adamı üzerine salması klasik bir baba-oğul anlaşmazlığından biraz daha karmaşık bir vaziyet. Seth'in kalkanı mermileri yutup turuncu enerjiye dönüştürmesi fena değildi; hatta bir ihtimal babasının özel veri tabanından indirilen "Meta Evrim" dosyası, A.X.I.S.'in o %98.2 senkronizasyonuyla birleşince ortaya ileride ödenecek bir çek daha çıkabilir.

Bölüm: 5
  • Düzenle
  • Sil
Yolun Sustuğu Bahar

"Komutan senin ifadenı istiyor" derken o "ı"nın üzerindeki nokta da mı yolda kaldı? (maalesef böyle, önce hatayı bulurum.) Ama bu minik sürçme dışında bölüm insanı sessizliğe gömen cinsten. Karot'un boş kupası, Korhan'ın onu göğsüne bastırışı, festivalin neşesinin hemen yanı başında süren ağıt... Lerli'nin "Yoruldun mu?" sorusuna "Hayır" deyip yalan söylemesi ve Hut'un bunu fark etmesi - o an, bebek bedenindeki bir bilincin insanlığı öğrendiği an gibiydi.

Sonra üç yıl geçmiş. Tarin'in zihni bedeninden önde gidiyor, Hut hâlâ ona dokunamıyor. Eşruh Dengesi %17 - üç yılda beş puan. Telli'nin "Dinle" deyişi, o iki bitkinin önünde... Sanki Telli sadece Tarin'e değil, içindeki o diğer varlığa da söylüyor gibi. "Dinle." Bölümün en güzel anı buydu bence.

Ve o açılış dörtlüğü: "Yol susarsa iz kalır, ateş söner köz kalır." Ağıt gibi değil, bir emanet gibi. Tam da bu bölümün ruhu.

Bölüm: 6
  • Düzenle
  • Sil
Şekillendirici

Opal'in "Parlayan şeyler yenmez" kuralına Lip'in verdiği o tartışmalı bakış vardı ya, işte o an bu bölümün kalbiydi. Ama asıl yumruk, çocukken güldüğü Şekillendirici hikâyesinin kanlı gerçeğiyle yüzleşmesiydi; "hikâyeler kan kokmazdı" cümlesi oturup alkışlanacak cinsten. Anlatım o kadar akıcı ki dar geçitte sıkışan Safran'ın kaburgalar arası nefesini bile hissettim (maalesef böyle, insanı içine çekiyor). Ufak bir dil notu: "kimi yaraların kenarı yanmış" derken "kimi" yerine "bazı" da olabilirdi ama bu kadar güzel bir sahne varken ben mi batayım? Opal'in o küçük bedeniyle dev bir acının yanında diz çöküşü var ya, bu bölümün yazılış amacı bence tam olarak o an. Emeğine sağlık, bu koridorlar insanı gerçekten küçük hissettiriyor.

Bölüm: 7
  • Düzenle
  • Sil
Anka Koridorları

"İşaret taşta. Kâğıtta değil." cümlesi var ya, Safran'ın bilgeliğini tek satırda özetlemiş; Tunahan'ın haritayla dağ arasında kalışı da cabası. Opal'in o kocaman, tombul, komik solucan hayali duvardaki izleri görünce yerini derin bir saygıya bırakmıştır herhalde; hikâyelerin masal olmadığını hatırlamak bazen insanın içini ürpertiyor (maalesef böyle). Tıkırtı'nın "Bunu sevmedim" deyişi ve Opal'in "Çünkü doğru olabilir" karşılığı tam kıvamında; ölçülemeyen şeyler de bazen en doğruları oluyor. Bir de yaşlı karanlık perisinin "Anka'nın sıcaklığı ona uyku verir" sözü akla gelince, şu an yürüdükleri koridorların o uykunun tam üstünde olma ihtimali insanı düşündürüyor. Umarım Safran'ın "bilmürüm" dediği şeyle yüzleşmek zorunda kalmazlar.

Bölüm: 6
  • Düzenle
  • Sil
Anka Tozu Hanı

Opal'in Chuen'i "bir canlı gibi" algılaması ve "Chuen de korkuyor" deyişi var ya, o an bölümün ruhunu tek cümlede özetlemiş. Ayakkabıcı sahnesi de tam kıvamında: "Zaten ayağım pek yok" diyen bir periye "o zaman sana taban gerekmez" diye cevap vermek... Adam hikâyenin içinde kayboldu resmen (maalesef böyle, artık o da ekibin bir parçası). Hali'nin Opal'i ilk kez gerçekten görmesi, o çekingen el sallama anı... Bunlar bu kasabanın külünü değil, altındaki sıcağı gösteriyor. Tofu'nun "korkacaksanız da oturarak korkun" lafı ise bölümün en Tofu'luk anı; adam gerginlikte bile felsefe yapıyor. Dil konusunda söylenecek bir şey yok, metin tertemiz akıyor; ama Prenko homurdandığında "anne, Anka bizi duyuyor mudur?" diyen çocuğun sorusu göğsümde bir yerde takılı kaldı. O soru, bu bölümün tozlu hanından çok daha derin bir yankı bırakıyor.

Bölüm: 3
  • Düzenle
  • Sil
Yollar Özgürdür

Bu bölümde ilk gözüme çarpan, Hut’un geçmişindeki o sorgu odası sahnesiydi. Rek’in “Yanlış yaptın diye yanlış birine dönüşmedin” cümlesi, sonraki arafta geçen tüm öfkeyi bir anda anlamlandırdı. Ve Tilin’in o efsane sorusu: “Ayı olduğunda yine babam mısın?” diye sorduğunda ben ekranın başında donup kaldım. Çocukların en masum soruları en derin yaralara dokunuyor. Telli’ye verdiği cevap — “Annemin sözünü dinliyor” — ise hem şeker hem iğne gibiydi. Karot’un prenses hakkındaki “Bilmediğim şeyleri daha rahat anlatıyorum” lafı da ayrı bir incelik; güldürürken düşündürüyor.

Atlıların gelişiyle birlikte “Yollar özgürdür” lafının ağızdan ağza, ateşin çevresinde dalga dalga yayılması tüylerimi diken diken etti. Bir topluluğun aynı cümlede birleşmesi, senkronize kalp atışı gibiydi. Bu arada yazım tarafında gözüme takılan tek şey, konuşmaların uzunluğuna rağmen hiçbir şeyin kopuk durmaması oldu. Her diyalog bir öncekinin içinden çıkıyor, kimse bağlamsız kalmıyor. (maalesef böyle, aferin diyeceğim.)

Bölüm: 4
  • Düzenle
  • Sil
Kül Sabahı

Tofu'nun o "dağ sizi yutacaksa tok yutsun" lafını bir kez daha duymak, bu kül rengi sabaha iyi geldi doğrusu. Ama asıl içimi ısıtan Hali'nin o yamuk kanatlı yeşil kuşu Aimar'a uzatışıydı; Opal'ın "kanatlar bazen acele eder" deyişi, bu kasabanın gri perdesine inat yeşil kaldı resmen. Bir de şu cihazın üstündeki "birk" meselesi var - dönen iğne neyse de, cümlenin sonunda takılıp kalan o "birk" kelimesi beni merakta bıraktı. Bilimsel bir terim mi, yoksa Safran'ın şivesinin yeni bir boyutu mu, çözemedim (maalesef böyle). Uğurlama sahnesi öyle içten ki, "dönünce" kelimesine sarılıp ağlayası geliyor insanın; Chuen halkı korkusunu öyle güzel saklamış ki, herkes kendi yolunu bulmuş: Tofu bağırıyor, Tıkırtı sayıyor, Safran yiyor, Carla yazıyor. Sevgiyi doğrudan söylemeyip her yere bırakan bu kasaba, lanet olsun, ev gibi kokuyor.

Bölüm: 5
  • Düzenle
  • Sil
  • Daha Fazla Getir

Henüz Hiç Blog Yorumu Yok

Hiç bir blog gönderisi hakkında bir yorum yazılmamış.

novebo logo

Efsanevi hikayeler, fantastik maceralar ve büyülü karakterlerle dolu bu dünyaya giriş yapmaya hazır olun!

BİLGİLER

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Gizlilik Polikası
  • Mesafeli Satış Sözleşmesi
  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Çerez Politakası
  • DMCA

HAKKIMIZDA

  • Hakkımızda
  • Blog
  • Takım
  • Bize Ulaşın

TOPLULUK

  • Yardım Merkezi
  • Forum
  • Duyuru & Haber
  • Sohbet
  • Sürümler Yeni
  • Sunucu Durumu Yeni
© 2026 Novebo | Türkçe Novel Oku | v 4.0.6 - yazılım geliştirme magnecYazılım Geliştirme Magnec visavisa
Başa dön
🔔

Bildirimleri Aç

Yeni içeriklerden anında haberdar olmak için bildirimlere abone olun.

✅ Bildirimlere abonesiniz.