Opal'in o "Diğerleri gitti" deyişi vurdu beni. Küçücük şey ama omzunda koskoca bir evin yükü var; Lip'in cübbene gömülmesi o anın tek sıcaklığı gibiydi. Leylin'in "Madem ülkeni bu kadar seviyorsun, bana takıl" çıkışı da tam kıvamında — ne fazla romantik ne fazla ciddi, iki yalnızın yolu birleşiyor işte.
Dil tarafında bir takıntıyı itiraf etmem lazım: "kaybolmuş olup bunu çoktan anlamış zavallılar" derken o "zavallılar" kelimesi çoğul ekiyle sıradaki "maceracılar"a göz kırpıyor ama cümlenin müziğinde zoraki durmuş, sanki "zavallılara" diye yalvarıyor (maalesef böyle, tesadüfen bir daha yakaladım). Bir de Opal'in kanatlarının koyu cama benzemesi güzel ama "drenjleri" neyin nesi? Kalbimin götürüsü mü bu, yoksa özel bir yaratık detayı mı, merakta kaldım.
Bölümün atmosferi iyi işlenmiş: kül, ağır hava, kuşun o şaşkın uçuşu derken volkan adeta nefes alıyormuş gibi hissettirdi. Lip'in açlık ısrarı zaten beni bitirdi, o maymunla aynı sofraya oturacak kadar yakından tanıştım.