Wayne yatağa geçmişti, ben de mutfakta bir şeyler atıştırmıştım. Onun canı çekmiyordu, büyük ihtimalle şu an uyuyor olmalıydı.
Sessizce yukarı çıkarken karanlıkta neredeyse merdivenlere takılıp düşüyordum. En sonunda kenardan tutunmuştum. “Of ya.”
Odaya girdiğimde Wayne hala uyumamıştı, yatakta öylece uzanıyordu. Göz göze gelmiştik. “Uyumadın mı?”
“Daha yeni uzandım.” Başımı salladım ve dolabı açtım. Kendime yeni kıyafetler seçerek üstümü çıkardım. “Onlar ne?”
“Neler?” Ona döndüğümde gövdemdeki büyük yara izini gördü. Gözleri irileşti. Bende baktım. “Haa, boşver.” Sırtımı geri döndüm ve seçtiğim kıyafetleri giydim. Derin bir iç çektim, dudağımı ısırdım. Her şey geçmişti ama bu yaralar bana sürekli geçmişi hatırlatıyordu, her baktığımda o ana geri dönüyor gibi hissediyordum.
İkimizde bir şey demeden ışığı kapatıp yatağa geçtim.
Çok yorgun olmama rağmen sürekli dönüp durmuştum. Yer yatak kadar yumuşak değildi. “Yer değişelim mi?” Diye sordu Wayne.
“Hayır, iyiyim. Hem sen daha uyuyamadın mı?”
“Kullanmadığım gecelerde böyle oluyor, kafam sürekli dolu.” Sessiz kaldım, oda karanlıktı, sadece pencereden ay’ın ışığı sızıyordu.
Yatakta yan dönüp elimi başıma koydum ve dirseğimi yastığa yaslayarak Wayne’e baktım. “Birkaç sene önce denizde intihar etmeye kalkıştın mı?” Az çok yüzünü görebiliyordum, bana baktı. Şaşırmıştı.
“Ne?”
“Kalkıştın mı?”
“Sana ne bundan.” Dudaklarımı büzüştürüp gözlerimi kıstım. “Sana mistik bir şey söyleyeyim, seni kurtaran o çocuk bendim.” Böbürlendim ve süper kahraman triplerine girdim.
“Aman ne iyi etmişsin.” Başımı yastığa geri koydum ve ellerimi başımın altına yerleştirdim. “Neden yaptın?”
“Sen neden yaptın?” Ona baktım. “Sen beni denizden kurtarmadan önce hastanede gördüm seni.” Kaşlarımı çattım. Kalkıp gece lambasını açtım ve bağdaş kurarak oturdum.
“Ne zaman?”
“Kaç kere hastaneye yattın?”
“Bayağı bir. Zamanında çok dayak yedim.”
“Bileklerini kesmiş on iki yaşındaki çocuk. Babaannesi başında ağlıyor.” Kaşlarımı çatmaya devam ettim. “Denizden kurtardığını hatırlıyorsunda o gün hastanede aynı odada kaldığın çocuğu hatırlamıyor musun?”
“Ne bileyim, beş sene geçmiş. Hem o günü çok hatırlamıyorum ki.” Yatakta uzanmış bana bakmaya devam ediyordu. “Sen anlatırsan bende anlatırım.”
“Neyi?”
“Vücudundaki izler, trafik kazasından değil mi?” Yutkundum. Derin bir iç çektikten sonra başımı sallayarak onayladım.
Yüzümü ve alnımı ovuşturdum. Şu an düşününce çokta bir şey hatırlamadığımı anladım. “Eva ve Ethan dahi bilmiyor, on beş yaşımda işe girdiğimde sadece Heather’a anlatmıştım. Ama şu an fark ettim ki çokta hatırlamıyorum. On iki yaşımda olduğumu hatırlıyorum, bahar tatilinden dönüyorduk. Abimle babam tartışmaya başladı, sonra bir anda yoldan fırladık.”
Pür dikkat bana bakıyordu. “Uyandığımda bir sürü insan vardı, bir sürü kurtarma ekibi. Annemle babamı nasıl çıkardıklarını bile bilmiyorum, özellikle benle abimi sedyeye nasıl kaldırdıklarını.”
Karnımı açtım. Eşofmanımı biraz sıyırdığımda kasıklarıma kadar gelen yara izinin göğüsüme gelişini gösterdim. “Abim beni korumak için bana sarıldığında aynı ağaç birbirimize karnımızdan saplandı, onun sırtından girdi ve karnından çıktı. Ama benim sadece gövdeme saplandı.”
Şaşırmış yüz ifadesini gördüğümde garipsemedim. “Yaşadığım acı o gün katlanılamazdı, ne olduğunu tam olarak hatırlamıyorum bile, inanılmaz bir şok geçiriyordum. Nasıl yoldan çıktığımızı ya da abimle babam neden kavga etti, hatırlamıyorum…”
“Ailemden kimse kurtarılamadı tabii, sadece babaannem kaldı ve bana göz kulak oldu. Bir gün intihara kalkıştığımda son anda kurtardı beni, sonra abimin beni canını feda edip kurtardığı hayatı nasıl yok yere saydığımı söyledi. Hayatım benim için çok kıymetliydi.”
“O gün bana dediğin şeyler mantıklı geliyor.”
“İsmimi hatırlamadın, dediğim şeyleri mi hatırlıyorsun?”
“Hayatımı kurtaran çocuğu ve dediklerini unutamazdım. O gün seni gördüğümde çok kıskanmıştım, hiçbir şeyi bilmeyen, hayatı on onluk bir çocuk sanmıştım. Bu ne anlar demiştim, bir anlığına senin yerinde olmak istemiştim. Bencilce düşünmüşüm.”
“Hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor dostum.”
Sessiz kaldık, ikimizde bir şey demedik. Bende Wayne’nin yerine geçmek isterdim ama yaşadığı şeyleri bilmiyorum, belki de şu an ki hayatıma şükür edeceğim. Ama böyle şeylerin hiçbir zaman daha iyisi olamaz, insandan insana değişen bir şeydir.
Güldüm ve ona baktım. “Lan acaba önceki hayatımızda evli falan mıydık? Sürekli karşılaşıp durduk.” Suratıma bomboş baktı. “Neyse, neyse, ya sen?”
“Ha, ben… Babam beni beş yaşında kamuoyu önünde evlat edindi. Gösteriş içindi. Ama beni hiç sevmedi, öz ailemin kim olduğunu bilmiyorum, hiçte arama teşebbüsünde bulunmadım. Beni terk eden ailenin neden peşinden gideyim ki?”
Wayne’nin evlatlık olduğunu bilmiyordum, eminim haberlerde çıkmıştır ama benim onu araştırma fırsatım hiç olmamıştı. Doğal olarak şaşırmıştım, beklemiyordum. Aynı abim gibi evlatlıktı.
“Babamın öz bir kızı var, prensesler gibi yaşayıp gidiyor. Evli ve başka bir evde yaşıyor, onunla hiç konuşmayız, annem gibi o da beni hiç sevmez. Öz evlatları olmadığım için bana hiç tenezzülleri yok.”
“Adi şerefsizler.” İkimizin arasında yine bir sessizlik oluştu. Bu sefer daha uzundu, ikimizde büyük ihtimalle birbirimiz hakkında düşünüyorduk.
Wayne bu sessizliği bozdu. “Nasıl beceriyorsun?”
“Neyi?”
“Hayatta kalmayı. Ya da ne bileyim, nasıl bu kadar güçlüsün? Yaşadığın şey hiç hafif değil, ben olsam dayanamazdım.” Buruk bir şekilde güldüm. Sonra başımı kaşıdım.
“Güçlü değilim ki. Kimsenin görmediği geceler var. Ne yapacağımı bilmiyorum bazen, bazen sadece çekip gidesim var. Bazen boğazıma oturuyor, mideme vuruyor. Abimin yaşaması gereken bu hayat sanki boğazıma sarılıp beni boğuyor, her gece yatakta uyurken üstüme çöküyor.”
“Ama yapmam gerekiyor, çünkü yaşadığım bu hayatta sorumluluklarım var, babaannem, abimin canı.”
“Sen yaşamıyorsun ki.” Göz göze geldik. “Ha?…”
“Yaşamak denmez ki buna. Babaannen için yaşıyorsun ve üzgünüm bir gün o da ölecek, yaşlanacak. Ne yapacaksın? Abinin sorumluluğunu mu taşayacaksın? Yaşayan bir ölüden farkın kalmaz ki.”
Hiç böyle düşünmemiştim, Wayne oldukça haklıydı. Bir şey diyemedim.
“Ya sen ne için yaşıyorsun? İleride gerçekleştirmek istediğin bir hayalin var mı?”
“Bilmiyorum ki bende. Herkes babamın yerine geçeceğimi söyler, ben ise babamın yerinin nasıl bir yer olduğunu bile bilmiyorum. Eskiden hep bir oyuncu olmak isterdim.” Hafifçe güldü, onu gülerken çok nadir görüyordum ama bu ona oldukça yakışıyordu.
“Sanırım senin için yaşıyorum.” Kaşlarımı kaldırdım. “He?”
“Duydun işte. Abin nasıl seni kurtardıysa sende beni kurtardın, bende senin için yaşıyorum.“
“İyide ben ölmedim ki.”
“İlaha ölmen mi gerekiyor aptal?”
“Gerekmiyor mu?”
“Hayır.”
“O zaman seninde yaşayan bi ölüden farkın yok.” Başını sallayarak onayladı. Güldüm. “Artık ikimizde yaşayan ölüyüz. Birbirimiz için yaşıyoruz! Ahhh, dostum biz gerçekten de birbirimiz için yaratılmışız ya! Kesin önceki hayatımızda evliydik bak, diyorum ben.” Böbürlenerek yastığa bıraktım kendimi.
Biraz sessiz kaldı, uzun uzun bir şey düşündü bana bakarak. En sonunda ne olduğunu ağzından kaçırdı. “Sen harikasın Aidan, babaannen seninle gurur duyuyor olmalı.”
Sonra hemen sırtını bana döndü. Gözlerim doldu. “Lan, böyle bir şey söyleyip kıçını dönmesene!” Cevap vereceğini sandım ama vermemişti. “Wayne! Sana diyorum!” Ayağımı kaldırarak onu dürttüm ama tepki vermedi.
Bende çok ısrar etmedim ve ışığı kapatıp geri uzandım.
Ellerimi başımın altına koyup tavanı seyrettim. Derin düşüncelere daldım, babaannem gerçekten benimle gurur duyuyor olmalı ama onu yeterince mutlu edebiliyor muydum? Genelde bu konu hakkında konuşmazdık ancak oğlunun, yeğeninin ve gelininin ölümünden sonra nasıl hissediyordu? Hiçbir fikrim yoktu ve bu yüzden kendimden nefret ettim. O bana yardımcı olabiliyor ama… ben ona olabiliyor muyum?..

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı